STS Danışmanlık

Assan Panel, Harun ÜLGEN

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE GELECEĞİN CFO'SU OLMAK

Finansal Kontrolden Toplam Şirket Performans Yönetimine...

STS Bilişim/Jedox sponsorluğunda sürdürdüğümüz “CFO Gözüyle” yazı dizimizin bu bölümünde Assan Panel CFO’su Harun Ülgen’i ağırlıyoruz.

Harun Bey Boğaziçi Üniversitesi’ ni bitirdikten sonra çok uluslu firmalar ve Kibar Holding bünyesinde elde ettiği dene-yimi sayesinde sürdürülebilir sistemlerin dizaynında hem mesleki hem de organizasyonel olarak farklı kazanımlar elde etmiş ve bu kazanımlarını ACCA akreditasyon süreci ile glo-bal düzeyde bir üst aşamaya taşımıştır. Bu akreditasyon sa-yesinde University of London’ da Muhasebe ve Finans üze-rine yüksek lisans derecesini tamamlamıştır

Global anlamda sürdürülebilir bir gelecek için ekonomik, çevresel ve sosyal alanda değer katan aktivitelerin payını arttırarak, değer yaratmayanları minimize etmek hedefi, CFO larımızın sorumlu-luk ve etki alanlarını sadece Finansla sınırlı bırakmamış, toplam şirket yönetiminde her alanda ka-rarlar alabilecek donanıma sahip liderler olmaları ihtiyacın ötesinde zorunluluk haline gelmiştir.

Sürdürülebilirlik konusunda hem akademik hem de mesleki birikimlerini bizimle paylaması için sözü Harun Bey’e bırakıyoruz…

Geleceğin CFO’su Sürdürülebilirliğin Merkezinde Olacak

Son dönemde, özellikle de pandeminin çıkışıyla birlikte, bireysel ya da kurumsal fark etmeksizin herkesin değerini daha iyi anladığı bir kavram hayatımızda geniş bir şekilde yer almaya başladı: Sürdürülebilirlik. Öncelikle sürdürülebilirliği kısaca tanımlamak gerekiyor. Sürdürülebilirlik kavramı; 1983 yılında Birleşmiş Milletler’in yayınladığı “Ortak Geleceğimiz” adlı rapordan sonra hayatımıza girdi. Bu raporda sürdürülebilirlikten şöyle bahsedilmişti: “İnsanlık; doğanın gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.” Gerek bireyler gerekse de kurumlar, hayatlarını devam ettirmek için sürdürülebilir bir iş yapış şekli inşa etmek zorundadır.

Sadece ekolojik anlam üzerinden de düşünülmemelidir. Ekolojik, ekonomik ve sosyal koşullar üzerinden giderek içinde bulunduğumuz zamanın ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının gelecek nesillerin yaşam olanaklarına zarar vermeden karşılanması gerekir.

Bu bağlamda muhasebe ve finans profesyonellerinin akademik programlarında ve mesleki sertifikasyon süreçlerinde sürdürülebilirlik konusunun gittikçe daha fazla yer kapladığını görebiliyoruz. Bir zamanlar muhasebe, raporlama ve bankacılığa dair teknik bilgiler, kurumların mali işlerini yöneten profesyoneller için büyük oranda yeterli kabul edilirken artık bu teknik yetkinliklerin yanında çeşitli farkındalık ve duyarlılığın da kazanılmış olması bekleniyor. CFO’lardan artık sadece karlılık rasyoları takibi, likidite ve bilanço dengelerini yönetmeleri istenmiyor. Bunlara ek olarak üretimdeki sürdürülebilir finansman kaynaklarına ulaşım, işletmedeki atık miktarlarının azaltılması, malzeme verimliliğinin sürekli artırılması, paydaşlarla adil ve şeffaf ilişkilerin kurulması, ürün portföyünün çevre dostu ürünlere kaydırılması gibi projelerin de merkezinde olmaları bekleniyor. Bu projeler kurumların uzun vadede karlılığını, rekabetçiliğini ve kurumsal imajını destekleyerek kurumun sürdürülebilirliğini sağlarken aynı zamanda çevre ve sosyal koşulların gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da gözeterek daha sağlıklı bir şekilde geleceğe aktarılmasına katkı sunuyor.

Yukarıda bahsettiğim CFO’lardan beklenen yeni yaklaşımlara, kendi eğitim süreçlerimde ve iş deneyimlerimde de açıkça şahit oldum. Örneğin ekonomi alanında lisans eğitimimi aldığım Boğaziçi Üniversitesi’nde bizden ilk istenen bir dünya vatandaşı olmaktı. Bunu sadece dil bilmek ya da farklı kültürleri tanımak olarak algılamamak gerekiyor. Bizden asıl beklenen dünyanın sadece bizim isteklerimizi gerçekleştirdiğimiz ve yaşadığımız bir gezegen değil, aynı zamanda bizden sonra gelecekler için de bir yuva olmasını sağlamamızdı.

Mezuniyetimden sonra çalışmaya başladığım Pfizer’da, Türkiye’nin yanı sıra Kuzey Afrika’nın önemli iki ülkesi Mısır ve Cezayir’de de finans alanında görevlendirildiğim yöneticilik rolleriyle on yıla yakın uluslararası tecrübe kazandım. Bu deneyimlerde global bir şirketin çevresel ve sosyal konularda aldığı kararların dünyanın farklı ülkelerinde nasıl dönüştürücü etki yapabildiğini gözlemledim. Benzer şekilde aynı ürünü aynı reçeteler ile üretirken bile farklı devletlerin uygulamalarının nasıl farklı çevresel ve sosyal sonuçlar doğurabildiğini biraz da şaşırarak fark ettim. Yaklaşık 5 yıl önce Assan Panel’in Ürdün’deki şirketine Finans Müdürü olarak katıldığım Kibar Grubu’nda ise son 3 yıldır Assan Panel’in CFO’su olarak görev yapıyorum. Kibar Grubu, sanayiye yoğunlaşmış büyük bir grup olarak çevresel, ekonomik ve sosyal tüm boyutlarıyla sürdürülebilir kalkınmada öncü bir rol oynayarak bu alanda ben dahil tüm yöneticiler için hep bir okul niteliğinde oldu. Tüm bunlar bana hem işletmelerde hem de kamu kurumlarında CFO’ların da aralarında olduğu yöneticilerin farkındalıklarının ve duyarlılıkların kısa vadede bile ne kadar büyük etkiler yaratabileceğini gösterdi ve bu konuda aldığım kararlarda beni cesaretlendirdi.

İş hayatımdaki bu gözlemlere paralel olarak mesleki ve akademik çalışmalarımda da sürdürülebilirlik odağının gittikçe arttığına şahit oldum. Finans ve muhasebe profesyonellerine global mesleki yeterlilik ve ruhsatlandırma sunan ACCA (the Association of Chartered Certified Accountants) kuruluşundan aldığım eğitimlerde ileri düzey finans ve muhasebe eğitimlerinin yanı sıra dijitalizasyon, sürdürülebilirlik ve bir çok sosyal konu eğitim sürecinin önemli kısmını oluşturuyordu.

Yine aynı şekilde, ACCA ruhsatımın sağladığı akreditasyon sayesinde muhasebe/finans alanında yüksek lisans derecemi alabildiğim University of London’daki eğitimimde sürdürülebilirlik ile finansın birbirinden ayrılmaz biçimde değerlendirildiğini öğrenme şansım oldu. Bu kavramı, farklı yaklaşımlarla ele alarak sürdürülebilir bir şirketin ancak bunun önemini kavrayan yöneticiler sayesinde gerçekleşebileceği hemen her modülde vurgulanıyordu. Oldukça zorlayıcı ve geliştirici yüksek lisans programın büyük bölümü kurumsal sosyal sorumluluk, sürdürülebilir çalışmanın çevreye etkisi, büyük verinin yönetimi ve finans/muhasebe süreçlerinde dijitalizasyona ayrılmıştı.

Görüldüğü üzere finans üzerine eğitimin çok büyük ağırlığı dijitalizasyon ve sürdürülebilirliğe kaymış durumda. Bunun etkilerini mentorluk yaptığım üniversite son sınıf öğrencilerinde de rahatlıkla gözlemleyebiliyorum. Benimle görüşmek istedikleri konular sadece teknik muhasebe/finans konuları değil. Ürünlerimizin çevreye etkileri, kurum olarak yaptığımız sosyal sorumluluk projeleri ve tüm paydaşlarımızla CFO olarak kurduğum ilişkilerin şeffaflığı, hatta cinsiyet/fırsat eşitliği de gündem maddelerimiz arasında hep yer alıyor. Bu talebin genç meslektaşlarımdan gelmesi de beni pozitif olarak etkiliyor ve bana ilham veriyor. Tüm bunlar bize, finansla ilgilenen yöneticilerin artık bu konularda birer uzman gibi bilgi sahibi olmasına ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

Şirketlerin küresel rekabette güçlerini koruması sürdürülebilirlik uygulamalarıyla yakından ilişkili

Dünya krize hazırlıksız yakalandı, ama şirketler, daha doğrusu vizyoner şirketler olarak bizler hazırlıklıydık. Grubumuzun sahip olduğu güçlü risk yönetim yapısı, farklı durumlar karşısında hızlı hareket etme kabiliyeti ve esnekliği, bu süreci en az zararla atlatmamızı sağladı. Ülke çapındaki tüm üretim tesislerimiz ve paydaşlarımızla birlikte virüse karşı verilen mücadelede yer almak ve sürecin doğru yönetilmesi sayesinde pek çok kazanımımız oldu. Üretime ara vermedik. Kibar Grubu olarak salgın Avrupa’ya ulaşmadan tüm aksiyon planlarını hazırlamıştık.

Kibar Grubu’nun gönüllü olarak dahil olduğu Global Reporting Initiave kapsamında düzenli olarak sürdürülebilirlik raporları yayınlıyor. Bu raporlamada da görüleceği gibi artık paydaşlar sadece bir işletmenin ne kadar kar elde edip ne kadar nakit yarattığı ile ilgilenmiyor. Değer yaratırken yaslandığı etik değerler, ortaya çıkan ürünlerin çevreye etkisi, kurum içi cinsiyet eştiliği gibi birçok çevresel ve sosyal konu bu tarz raporlarla yayınlanıyor ve gitgide artan bir ilgiyle takip ediliyor.

Tüm bu yapılan sürdürülebilirlik çalışmaları sırasında sadece Assan Panel’de değil tüm şirketlerde CFO da karar verici olarak oldukça büyük bir sorumluluk yükleniyor. Sürdürülebilir yatırımlar planlanması, şirketlerin şeffaflığı ve yabancı yatırımlar ile fonları çekmesi açısından önem taşıyor. Sürdürülebilir finansmanın etkileri uzun vadede hissedilecek olsa da riskin doğru yönetilmesi açısından finansman sağlanan yenilikçi ürünler önem kazanıyor. Çevreye, topluma fayda sağlayan yatırımlar marka değerini yükseltmek açısından da önem taşıyor. Burada da karşımıza dijitalleşme çıkıyor.

Dijitalleşme stratejisinde CFO’ların sorumluluğu büyük

CFO’lar dijitalleşme için gerçekçi hedefler belirlemeli ve kuruluşlarındaki dijital dönüşümle ilgili karar verme aşamalarında ön plana çıkmalılar. Çünkü aldıkları operasyonel kararların finansal etkileri hakkında daha ayrıntılı bilgiler vermeleri, diğer ekiplere liderlik etmelerini de kolaylaştırabilir. CFO’lar şirketlerinin o anki stratejisi, çalışma kültürü ve mevcut teknolojileri gibi çok sayıda farklı unsuru değerlendirme olanağına sahiptir. Yapay zeka ve veri analitiğindeki gelişmeler, kurumlarındaki finans rollerinde önemli değişikliklerin de yolunu açıyor. CFO’lar gittikçe daha da dijitalleşen bir dünyada bu teknolojileri günlük süreçlere dahil ederek şirketlerinin sürdürülebilirlik yolculuğuna öncülük edebilirler.

Bu konuda örnek vermek gerekirse Assan Panel’de hayata geçmiş veya proje aşamasında olan birçok RPA (Robotic Process Automation) projemizden bahsedebiliriz. Assan Panel Dijital Dönüşüm Departmanı’nın da katkılarıyla mali işler süreçlerimizde sistemler arasında arayüz kullanmadan veya kod yazmadan sadece insan davranışını taklit eden RPA’lar ile bazı süreçlerde insan etkisini neredeyse kaldırdık. Bu tarz projelerin iş gücü verimliliğini, karlılığını, dolayısıyla da sürdürülebilir rekabetçiliğimizi desteklediğini açıkça gözlemleyebiliyoruz ve bu alanda yatırım yapmaya devam edeceğiz.

Covid19 gibi küresel sorun ve krizler, birkaç yüzyılda bir olabilirdi ve bu bizim dönemimize rastladı. Örnek olarak alabileceğimiz hiçbir deneyim yoktu. Bu tür olaylar en son 20. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmişti. Ancak bizim elimizde büyük bir avantaj var. Bu da dijital teknoloji ile sağlam bir dönüşüm ekosisteminin oluşturulması. Dijital eğitim ve beceri eksikliği nedeniyle hem kurumlar hem de bireyler tarafından kaygıyla yaklaşılan dijital platformların kullanımı bu süreçte hızlı bir artış gösterdi. Daha önceden birçok şirketin ajandasında olan ama her zaman sıralamada aşağıda olan dijital dönüşüm, bu dönemde büyük bir ivme kazandı. Bu durumu avantaja dönüştürmemiz gerekiyor. Pandemi sürecinde dijital teknoloji ve uygulamaların kullanımı ile krizler fırsatlara dönüştürüldü. Bir Kibar Grubu şirketi olarak Assan Panel’in teknoloji kullanımında öncü bir rol oynadığını da gururla gözlemledik. 

Pandemi sonrasında da geleceği şekillendirirken, dijital dönüşüm teknolojilerini sadece kullanan olmayıp bunları üretecek politika ve stratejileri hayata geçireceğimizi düşünüyorum.

Sürdürülebilirlik hayatın her alanına uygulanmalı

 

Dünyamızı bekleyen en büyük problem 2030 yılında 8,5 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunun artan enerji, su ve gıda taleplerine yetemeyecek kaynaklar ve dolayısıyla da su ve gıda kıtlığı olarak gözüküyor. Bunun için de ülkelerin öncelikle sahip olduğu kaynaklara dayalı sürdürülebilir enerji üretimi çözümlerini araması ve uygulaması gerekiyor. Bunun yanında enerji kıtlığına cevaben yeni sanayiler yaratılması, var olanların dönüştürülmesi, yeni teknolojiler geliştirilmesi gerekecek. İklim, çevre ve enerji koşullarına göre yeni vergiler, teşvikler, yaptırımlar ve engeller yani yeni yasal düzenlemelerin de önümüze çıkacağını düşündüğümüzde gelecek dönemde CFO’ların iş yükünün sadece finans ile sınırı olmayacağını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu, yukarıda içeriklerinden örnekler verdiğim eğitimler ve sertifika programlarındaki akışlardan da anlamak mümkün.

Assan Panel olarak bizim sürdürülebilirlik anlayışımız, Kibar Holding’in de imzacısı olduğu United Nations Global Compact kapsamında şekillenerek, sürdürülebilirliği sadece çevre değil toplumsal ve ekonomik boyutuyla da ele alıyor. Global Compact 160’ı aşkın ülkede yaklaşık 10 bin şirket ve 3 binin üzerinde şirket dışı üyesiyle dünyanın en büyük ve en prestijli kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifi.

Belirlenen 17 sürdürülebilir kalkınma amacı çerçevesinde çalışmalarına devam ediyor ve biz imzacılarını da teşvik ediyor. Kibar Holding, söz konusu 17 kalkınma amacından 13 bileşene doğrudan katkı sağlıyor. Yürüttüğümüz kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile sürekli geliştirilen üretim yöntemleri, çevreye saygılı inovatif araçların üretim tesislerine entegre edilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, merkezine çalışan mutluluğunu alan yönetim anlayışı, paydaşlarla ilişkiler gibi pek çok alan Kibar Holding ve dolayısıyla bizim sürdürülebilirlik uygulamalarımız arasında yer alıyor.

Planlanmış kaynak tüketimi, çalışan ve yatırımcı hak ve sorumlulukları, verimlilik yönetimi, atık yönetimi gibi riskler uzun vadede planlanması gereken, doğru yatırım ve nakit akış planlaması için kritik faktörlerdir. Harun Bey’ e sürdürülebilirlik konusundaki detaylı çalışmalarına dayanan görüşlerini bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.