CFO GÖZÜYLE

Sponsorluğunda

Yasemin Cansun

SİYAH KUĞUYLA MÜCADELE ETMEK

Finansal Kontrolden Toplam Şirket Performans Yönetimine

STS Bilişim/Jedox sponsorluğunda sürdürdüğümüz “CFO Gözüyle” yazı dizimizin bu bölümünde Klépierre CFO su Yasemin Casun’u ağırlıyoruz.

Yasemin Hanım, risk yönetimi ve finansal planlamanın çok kritik olduğu sektörlerde, Türkiye’ de elde ettiği deneyimleri yanında, yurtdışı şirket kurulumunda hem finansal, hem de hukuki süreçlerde yer almış ve şu anda pandemi sürecinden en çok etkilene  sektörlerinden biri olan AVM sektöründe, dünyanın en büyük alışveriş merkezi yatırımcılarından biri olan

Fransa merkezli Klépierre ‘ de CFO olarak görevine devam etmektedir.

Nedir Siyah Kugu?

Hangi organizasyonel yetkinliklerle siyah kuğu ile mücadele edebilirsiniz?

Söz Yasemin Hanım’ da…

Yasemin Hanım, bize biraz kendinizden ve çalıştığınız kurumlardan bahsedebilir misiniz?

Henüz bir üniversite öğrencisiyken çalışma hayatına çok önemli bir kurumda şanslı bir başlangıç yapma fırsatım oldu. 2000 yılında Marmara Üniversitesi’nde öğrenciyken o zamanki adı Aria olan ve İş Bankası ve Telecom Italia ortaklığı ile kurulan en büyük GSM operatörlerinden birinde finans uzmanı olarak yarı zamanlı çalışmaya başladım. Hem yeni kurulan bir şirketin tüm finansal süreçlerini gözlemleme hem de çok uluslu bir yapının dinamiklerini keşfetme fırsatı bulduğum üç yılın, ilk yılında yarı zamanlı, son iki yılında ise tam zamanlı olarak çalıştım.

Üçüncü yılın sonunda Aria’dan ayrılarak yurtdışına taşındım ve Eroğlu Şirketler Grubu’nun Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Avusturya’da perakende satış organizasyonlarının kurulması sürecinde rol aldım. Finansal Kontrol Yöneticisi olarak finans, bütçe ve raporlama süreçleri dışında hukuki süreçlerde de görevlerim oldu.

Yurtdışında geçen üç yılın ardından Türkiye’ye döndüm ve 2007-2012 yılları arasında Alman perakende devi C&A’de Finans Müdürü olarak, 2012-2017 yılları arasında Borusan Otomotiv Premium Finansal Çözümler A.Ş.’de Mali İşler ve Strateji Grup Müdürü olarak, 2017-2019 yılların arasında da Borusan Makine- Benim Filom’da yine Mali İşler ve Strateji fonksiyonlarına liderlik ettiğim rollerden sonra 2019 yılında şu anda çalıştığım dünyanın en büyük alışveriş merkezi yatırımcılarından biri olan Fransa merkezli Klépierre Gayrimenkul’e CFO olarak geçiş yaptım.

Borusan’daki yedi yıl içinde biri operasyonel araç kiralama ve finansal hizmetler şirketi diğeri ise iş makinesi kiralama şirketi olan iki şirketin kuruluşunda tüm finansal ve yasal süreçlerin kurgulanmasına liderlik etme şansım oldu. Türkiye’nin en önemli kurumlarından birinde böyle önemli süreçlerde rol almış olmak bir finans profesyoneli olarak pek çok anlamda yetkinlik setimi geliştirebilmek için önemli fırsatlar sundu.

İkinci yılımı tamamladığım Klépierre, Avrupa’nın en büyük halka açık Alışveriş Merkezleri Yatırım ve Yönetim şirketi olarak, bugün globalde; 23,3 milyar Euro portföy değeriyle, 100’den fazla alışveriş merkezi ile 15 ülkede faaliyet göstermekte ve senede 1,1 milyar ziyaretçi ağırlamaktadır. 

Klépierre Türkiye’de önde gelen şehirlerimizdeki toplam değeri 449 Milyon Avro olan, 255.000 m2 kiralanabilir alana sahip, 6 Alışveriş Merkezinin yatırımını, 5 Alışveriş Merkezinin ise yatırımı, yönetimi, kiralanması ve geliştirilmesini üstenmiştir. 

Türkiye’deki alışveriş merkezlerimiz; Akmerkez (İstanbul), Anatolium (Bursa), Tekira (Tekirdağ), Ada Outlet (Sakarya), Teras Park (Denizli) ve Tarsu (Mersin). Klépierre, Akmerkez Alışveriş Merkezi’nin %47’sine, Teras Park ’in %51’ine, yönetimini yaptığı diğer AVM’Ierin ise (ADA, Tekira, Anatolium Bursa, Tarsu) %100’üne sahiptir. 

Klépierre’in en büyük ortakları arasında, AVM yönetimi sektöründe dünya lideri olan; Simon Property Group ve APG bulunmaktadır. Hisseleri Euronext ParisTM de işlem gören, bir Fransız GYO (SIIC) şirketi olan Klépierre, CAC Next20, EPRA Euro Zone ve GPR 250 endekslerinde de yer almaktadır. DJSI Dünya ve Avrupa, FTSE4Good, STOXX®, Global ESG Leaders, Euronext Vigeo Fransa 20 ve Dünya 120 ile CDP’s “A list” gibi çeşitli etik endekslerde de yer alan Klépierre, Ethibel Excellence ve Ethibel Pioneer Investment Register üyesidir.

Pandemi sürecinden en fazla etkilenen sektörlerden birinde çalışıyorsunuz. Süreci nasıl yönettiniz?

Klépierre alışveriş merkezi yatırımcısı olarak faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde yerel ihtiyaçlara odaklanarak ziyaretçilerine keyifle alışveriş yapacakları, buluşacakları ve hem dünyayla hem de birbirleri ile bağlarını güçlendirecekleri merkezler yaratıyor. Bu merkezlerde hem ziyaretçileri hem de iş ortakları için, yatırım yapılan ülkelerin ekonomik aktivitesinin tam kalbinde değer yaratmayı hedefliyor.

Global vizyonunu Türkiye’ye taşıyan Klépierre, yönetimini yaptığı tüm ülkelerde eğlenceli bir müşteri deneyimi vaadi sunmakta. En konforlu müşteri yolculuğu için global vizyonu çerçevesinde misafirperverlik standartları ile gezegene, bulunduğu bölgelere ve dokunduğu insanlara değer katmayı hedefliyor.

Merkezlerin içinde hizmet ve perakende alanlarında pek çok farklı sektörde faaliyette bulunan işletmelerin faaliyetlerini verimli ve katma değerli sürdürebilmelerini sağlamak, özellikle içinden geçmekte olduğumuz pandemi sürecinde büyük bir mücadele gerektiriyor.

Bu mücadelenin en önemli önceliği tabi ki toplum sağlığı… Bu süreçte toplumun çok büyük bir kesimine hem çalışma alanı yani işyeri hem de ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yaptıkları ortam olarak hizmet vermeye devam ettiğimiz süre boyunca tüm ticari önceliklerimizi bir kenara bırakarak toplum sağlığını korumaya ve ihtiyaçların en sağlıklı şekilde giderilmesini sağlamaya odaklandık.

Bulunduğumuz şehirlerde bu hedefleri gerçekleştirmek üzere kısa vadeli ve uzun vadeli yol haritaları çizerek tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ediyoruz. Bu zorlu dönemde iklim krizine karşı atılan adımlarla CDP, düşük karbon stratejisi ile SBTi tarafından verilen ödüller aldık. Klépierre, aynı zamanda sürdürülebilirlik alanındaki performansıyla GRESB tarafından dünyada 1. Sıradaki yerini de korumaya devam ediyor.

Bu ödüllerin yanında, Klépierre 2022 yılında gerçekleştirmiş olmayı hedeflediği 32 toplumsal faydanın yarısına 2020 yılında ulaştı. Hedeflerimiz arasında enerji tüketiminde tasarruf yapmak, tüm AVM’lerimizde yenilenebilir kaynaklardan gelen elektrik yüzdesini artırmak, sıfır atık belgesi ve BREEAM sertifikası ile döngüsel ekonomiye katkıda bulunmak vardı. Aynı zamanda sağlık ve hijyen konusundaki tedbirleri ile TSE tarafından belgelenmiş, tüm Klépierre ülkelerinde uluslarararası Bureau Veritas Safe Guard sertifikası alarak ziyaretçilerimize en üst seviyede güvenlik sağlıyoruz.

Tüm bu operasyonel ve yönetimsel süreçlerin yanında kiracı dostu stratejimiz ile de tüm paydaşlarımızın ve kiracılarımızın her zaman yanında olarak verilebilecek her türlü desteği vermeye devam ediyoruz. İnsanların günlük alışkanlıklarının değişmesi sebebiyle azalan ziyaretçi sayıları nedeni ile bazı sektörlerin satışlarındaki ciddi düşüşler karşısında değerlendirmelerimizi yapıp çözümler sunuyoruz.

Kiracılarımız ile süreci en az zarar ile nasıl geçiririz diye tartışıyor, görüşmeler ve toplantılar sonunda
birlikte en optimum formülü yakalamaya çalışıyoruz. İçerisinde bulunduğumuz bu zor dönemi markalarımızla birlikte atlatacağımıza inanıyor, yarattığımız sinerjinin önemini biliyoruz. Herkesin bu süreci en hafif şekilde atlatabilmesi için dayanışma içinde kalmaya devam edeceğiz.

Görev aldığınız sektörler genellikle büyük yatırımları olan, risk yönetiminin ve finansal planlamanın kritik öneme sahip olduğu sektörler. Ekonomik ve ticari belirsizliklerle başa çıkabilmek için hangi yetkinlikler ön plana çıkıyor?

Ekonomik faaliyetlerin nerdeyse durmaksızın bir stres testinden diğerine geçtiği bir dünyada artık “siyah kuğu”ların her köşeden çıkabileceğini göz önünde bulundurduğumuz esnek yol haritalarına
ve organizasyonel yetkinliklere ihtiyacımız var.

Siyah kuğu, ne kadar güzel bir ifade… Nedir bu “siyah kuğu”?

Siyah kuğu ile olması ihtimal dışı görülen, fakat vuku bulduğunda etkisi çok büyük olan ve bir kez gerçekleştikten sonra, onu daha az rastlantısal kılacak bir açıklama uydurduğumuz olaylar kastediliyor. Benzer kavramlar farklı çalışmalarda yer almakla beraber literatüre en net katkı Siyah Kuğu – Olasılıksız Görünenin Etkisi kitabının yazarı Nassim Nicholas Taleb tarafından sunulmuş. Nassim Nicholas Taleb kitabında siyaset, ekonomi, bilim ve teknoloji tarihlerine bakıldığında, arkasında iz bırakan hemen hemen tüm olayların birer ‘Siyah Kuğu’ olduğunu vurgulayarak, özellikle hayatını riskleri hesaplayarak kazanan insanlara çok önemli ve yeni bir bakış açısı sunuyor. Siyah kuğu teorisinin, bugünü anlamak için hepimizin faydalanabileceği önemli bir teori olduğunu düşünüyorum.

Siyah kuğularla hangi organizasyonel yetkinliklerle başa çıkabiliriz?

Modern organizasyonlarda genellikle ya yalınlığa ya da çevikliğe yatırım yapıldığı bir dönemden artık hem yalın hem de çevik olmamız gereken bir döneme geçiş yapmış olduğumuzu görüyoruz. Koşullar bir taraftan gittikçe zorlaşırken, diğer taraftan da yetkinliklerini geliştiren işletmeler, profesyoneller ve yatırımcılar için de önemli fırsatlar yaratmaya devam ediyor.

“Yalın” ve “çeviklik” kavramları bize ne ifade ediyor, biraz açabilir miyiz?

Yalınlık ve çeviklik aslında ilk bakışta birbirine zıt iki felsefe gibi algılanıyor.

Yalın yönetim dediğimiz anlayış, öncelikle bir üretim sistemi olarak literatüre girmiş. İlk defa Toyota tarafından uygulanmış ve ağırlıklı olarak Japon kültürü tarafından şekillendirilmiş bir yaklaşım.

Bu yaklaşımda öncelikler israfı önlemek ve maliyetleri düşürmek olarak belirlenmiş ve bu amaca yönelik sistemler geliştirilmiş. Geliştirilen bu sistemlerde insan kaynağını en verimli şekilde kullanmanın manın yolları aranmış. Netice olarak da bilgi paylaşımının ve iş birliğinin ön plana çıkarıldığı bir çalışma kültürünün bu amaca hizmet edebileceği sonucuna varılmış.Bugün üretim yapmayan kurumlar da “yalın yönetim” adı altında benzer ilkeleri benimseyerek organizasyonel verimlilik artışı ve tasarruf hedefliyorlar.

Çeviklik ise özellikle son yıllarda pek çok sektör tarafından gündeme alınan ama başlangıçta daha çok bilgi sistemleri projelerinde uygulanan bir yaklaşım. Bu yaklaşımda, yalın yönetim anlayışında çok fazla üzerinde durulmayan geri bildirim, şeffaflık ve otonom ekipler ön plana çıkıyor. Hedef ise öncelikle değişen pazar koşulları, müşteri ve hatta çalışan beklentilerine en hızlı ve doğru şekilde
cevap vermek.

İlk bakışta çeviklik daha çok yaratıcılık gerektiren, nispeten maliyetlerin daha az kritik olduğu yüksek marjlı işlerde; yalınlık ise daha az belirsizliğin olduğu standartlaşmaya uygun işlerde uygulanabilir ya da uygulanmalıdır gibi görünüyor. Oysa bugün, belirsizlikler o kadar yoğun ki en geleneksel işlerde bile sürekli uyum sağlanması gereken bir değişimle karşı karşıyayız. Diğer yandan en yaratıcılık gerektiren işlerde bile maliyetlerimizi göz ardı edebileceğimiz marjlara ulaşamıyoruz. Bir taraftan sert rekabet koşulları, diğer taraftan finansal ve siyasi belirsizlikler, işletmeleri tüm kaslarını birden geliştirmeye zorluyor. Hal böyle olunca üzerinde uzun uzun düşünülüp taşınılmış tüm bu yaklaşımların geçerliliğini tekrar gözden geçirmek gerekiyor. Geçmişte kurumlar bu yaklaşımlardan birini benimseyip ekiplerini bu yaklaşımları öğrenebilecek ve uygulayabilecek kişilerden seçiyordu. Hatta tüm kurumda yaygın bir şekilde eğitimler aldırılır, mesela tüm çalışanlar “Lean Six Sigma” sertifikasyonuna sahip olsun gibi beklentiler olurdu.Şimdi ise aslında ihtiyacımız olanın sektörel veya güncel gelişmeleri çok yakından izleyebilen ve bu gelişmeleri anlamlandırarak kendi yaklaşımını geliştirebilecek, çok yönlü düşünebilen, koşullara adapte olabilme kabiliyeti yüksek ekipler olduğunu görüyoruz. 

Yasemin Hanım, yalınlık ve çeviklik altında oluşturulan modeller aslında enerjinizi, zamanınızı ve paranızı etkin kullanmak için kullandığınız araçlar… Nihayetinde tüm sistem ekonomik güce dayalı olduğu için bütün gözler Finansın liderliğine dönüyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Tüm uzmanlık alanları gibi finans alanında da hem ekonomik hem de sosyal olgulara artık çok daha stratejik bir bakış açısıyla ve bütüncül yaklaşmak durumundayız. Bu sayede uzman görüşümüzü oluştururken her konunun ayrı bir uzmanının olduğu hantal organizasyonlara ihtiyaç duymadan çevikliğimizi korumamız da mümkün olabilir. Bu bütüncül bakış açısını kazanabilmek için ise hiç durmadan çok yönlü olarak gelişmeye devam etmemiz, finansın geleneksel/teorik duruşunu bazı anlamlarda terk etmemiz gerekecek. Hangi fonksiyonları şirket içinde kuracağımız departmanlarda yürüteceğimiz, hangi fonksiyonları sözleşme ile dış kaynaklara yönlendireceğimiz gibi konuları sürekli gözden geçirmek ve en az riskle, en hızlı ve en esnek çözümleri bulmaya çalışmak artık işimizin önemli bir parçası haline geldi.

Finans, bir uzmanlık alanı ve disiplin olarak doğru şekilde konumlandırıldığı her organizasyonda, kurumların sürdürülebilirliğinin teminatı olarak görülür. Operasyonel süreçlerin kesintiye uğramada devam etmesi için bir anlamda güçlü bir kontrol kulesi rolü üstlenir. Bu rolün yerine getirilebilmesi için artık sadece kendi uzmanlık alanlarımız olan vergi, finansman, bütçe, raporlama gibi alanlara hakim olmamız yetmiyor. Çünkü bugün, geleneksel rollerimize ek olarak tüm organizasyonu güncel gelişmelere göre regüle etmek ve tüm organizasyonel kademelerde finansal farkındalık yaratmak da işimizin önemli bir parçası haline geldi. Artık birbiri arkasından gelen kriz anlarında elimizdeki kısıtlı verilerle hızlı karar alarak kritik dönemeçlerde bir aracın yoldan çıkmasını engelleyen elektronik süspansiyon sistemi gibi iş görmemiz bekleniyor. Önümüzü göremediğimiz ortamlarda da her zaman ileriye gitmek zorunda olduğumuz için bazen sert bir viraja hızlı gireriz, hepimizin başına gelmiştir böyle şeyler. Ama iyi bir donanıma sahipseniz kendinizden emin bir şekilde hızla adapte olup yolunuza devam edersiniz. Artık sık sık başımıza gelen bu gibi durumlarda finansın sahneye çıkıp liderliği alması gerekiyor.

Tüm bu resim içinde, bir konuyu daha özellikle mesleğe yeni atılan arkadaşlarımız için vurgulamak istiyorum. Finans alanında uzmanlaşmaya karar verildiğinde genellikle CFO rolü yolun sonu veya nihai hedef olarak görülüyor. Bu bakış açısı finans uzmanlığını biraz hafife alan bir bakış açısı…

Günümüzün ihtiyaçlarına bakıldığında artık tüm fonksiyonlarda analitik bakış açısına ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Eskiden belki satış işi sadece iyi iletişim ve ikna kabiliyeti gibi yetkinliklerle yapılabilen bir işken bugün artık satış son derece analitik yetkinlikler gerektiriyor. Diğer taraftan da finans uzmanlığı da farklı yetkinlikler gerektirmeye başladı. Yakın bir zamana kadar finans alanında uzmanlaşanlar daha arka ofis çalışanları olarak görülür ve iletişim yetkinliklerine veya müşteri ihtiyaçlarını anlama gibi yetkinliklere çok da ihtiyaç olmadığı düşünülürdü. Şimdi ise tüm sistemlerin sahibi olarak konumlanan ve gerektiğinde değişimi de yönetmesi beklenen bir finans profili var. Netice itibariyle operasyon veya satış uzmanları ile yetkinlik seti anlamında makas oldukça kapanmış gibi görünüyor. Dolayısıyla iyi bir finans profesyoneli de en az satış veya operasyon alanından uzmanlaşan profesyoneller kadar şirket liderliğinde başarılı olabilir.

 

Yasemin Hanım’ a katkıları için çok teşekkür ediyoruz.

Yalın (Lean) yönetim, değer katmayan her şeyi amansız bir şekilde ortadan kaldırmayı söylüyor.

Çeviklik (Agility), iç ve dış ortamdaki değişikliklere ivme veya vizyon kaybetmeden hızla yanıt verme yeteneğidir. Çeviklik, üç bileşen etrafında döner ve bunlar, değişimi hızlı bir şekilde algılama, yaratma ve tepki verme yeteneğidir. Dijital dönüşüm bu yüzden artık daha büyük önceliklerimiz arasında.